Dünya tarihi bir bütün olarak her zaman birikerek ilerlemiştir. Her asır bir öncekini ciddi şekilde dönüştürmüş veya ona evrilmiştir. Bu uzun süreçte aslında insanoğlunun tarih açısından en büyük dönüşümü rönesans ve reform hareketleriyle olmuştur. Çünkü Kant’ında da belirttiği gibi: ‘’Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan yine kendi aklını kullanarak kurtulmasıdır.’’ Ve ardından insanoğlu dünyayı kendi istekleri etrafında şekillendirme süreci hız kazanır. Bu değişimin merkezinde olansa insanın veya belli bir kesimin çıkar veya hedefleridir. Sayısız savaş, sömürgeler, kölelik vd. 20.yy. bunların en dorukta ve şiddetli hissedildiği vakittir. Nihayetinde sayısız savaş sonrası insanlık önceki asrın kurumlarını yeniden kendileri için restore ettiler. Artık sömürge veya himaye yok, onun yerine şirketlerin ekonomik çıkarları vardır; insanların arasında temel toplumsal duyular ve birliktelik hissiyatı görünmez, liberalizmle beraber gelen şekli haklar ve bireycilik vardır. Bunun tek istisnası olarak,1990’a kadar -dağıldığı tarih -SSCB bu anlayışı reddedip, maddi açıdan yani insanlara gerçekten sosyal ve ekonomik haklarının olması gerektiğini tüm dünyaya ilan etse de kendisi bu anlayışı gerçekleştiremedi. Ancak karşıtı ‘’batı demokrasisinin’’ sosyal anlayışı da içerecek şekilde evrilmesine neden oldu. Ülkelerin artık kendi bütçeleri oranında bu ideali gerçekleştirmek gibi sahip olduğu yük, vatandaşları tarafından da talep edilmektedir.

Devletler, bu aksi halde modern savaşların yerini alan halk ayaklanması temelli hükümet değişiklerine maruz kalabilmektedir. Devrimleriyle dünyayı şekillendiren Batı sosyal demokrasi anlayışıyla beraber artık bireylerin haklarının olduğu ve kendilerini geçekleştirmeye yakın canlılar olarak gördü. Ancak bunu diğer ülkelerdeki kültürel farklılıkları yok sayıp kendi kültür anlayışını zorla dayatarak bugünkü dünyanın pek çok çatışmasının temelinde olan, ulusların düşüşüne yol açan Küreselleşmeyi oluşturdu. İşte tam bu noktada, 21.yy. inşa edilmeye başlandı. Liberalizmin aşırı bireyciliğinin dışarı ittiği toplum kenarına çekilince, birey bu konuda artık savunmasız ve sorunlarıyla baş başa bir halde kaldı. Çünkü artık sorunlarına çözüm olacak veya bulabilecekleri toplumsal iş birliğinden yoksundurlar. Tüm dünyada çarpan etkisi yaratan sosyal destekten yoksun toplum bireyi ve içinde yaşadığı tüm sorunları kendi imkanlarıyla çözmesine yol açmıştır. Bireyler artık her geçen günde değişen dünyada artık yalnızdırlar. Bireyin yaşadığı her sorunda sadece bakabileceği dün olduğu gibi gökyüzüdür -ki eğer dev binalar onu da kapamadıysa. Evet artık modern dünyanın tüm imkanları teknolojik gelişmelerle dünyanın her yerinden ulaşılabilirdir. Ancak bunun öteki tarafında yitirilen kültürel yapı ve bu erozyonla birlikte ortaya çıkan sosyal izolasyon bireyleri psikolojik sorunlara da sürüklüyor. Bu erozyonun peşi sıra insanın temas ettiği tüm alanlarda da (Medya, sanatçı, firmalar vb.) ciddi bir çürüme başlar. Böylece yıkılan ‘’toplumsal kurumlar’’ yerine getirilmek istenen bireysellik-şiddet-bunalım gibi kurumlar sarmalında insan umutlarını ve kişiliğini yitirmeye başlar. 

Ülkemizden örnek olarak, eski yeşil çam filmlerini izlediğiniz zaman, genel olarak yoksulluk-ekonomik problemler yoğun olarak işlenen konulardır. Ancak filmlerde insanların tüm bu sorunlarına rağmen gayet olumlu ve sorunlara karşı tüm bir mahalle mücadele edildiği görülür. Sonuçta birlik ve beraberlik, kültürel değerler her zaman en vazgeçilmez unsurlardandır. Ancak 21.yy’la beraber başlayan modern bireye dönüş süreciyle topluma dair değerlerin yerini şiddet, yasak aşk vb. gibi konular aldı. Hal böyle olunca değişime karşı bireyler varlıklarını çeşitli ve genelde hukuk dışı olan fiillerle gösterip, toplumsal destekten yoksun sorunlarına çözüm arıyorlar. Bu durumun özellikle tekrar toplumsal kurumların işler hale getirilip, bireylere hayal kurma imkanını yeniden verebilirsek son yıllarda yaşadığımız toplumsal kaosun ciddi ölçüde azalacağına inanıyorum. 

Sonuç olarak, biz öncekilerinden farklı bir çağın içinde yaşıyoruz. Tüm dünyada her şey çok hızlı olup bitiyor veya tekrar oluşuyor. Ancak bu bizim ülkemizdeyse daha da hızlı. Bu süreç özellikle insanımızı psikolojik olarak etkiliyor. Her biri öncekinden daha farklı içimizi yakan olaylar sonucu içimizdeki umut bulutu daralıp, hayallerimiz ayrılsa da bizim bu noktada çizebileceğimiz sınır içimizdeki umut ve hayallerimiz arasında olmalıdır. Ki bir ülke, bir katında renk renk çiçeklerle dolu diğerindiyse atıl bir balkonu olan bir eve benzer. Kafanızı herhangi bir yerde yukarı doğru çevirdiğinizde bu durumu görmeniz çok olasıdır. Birisinde ciddi bir toplumsal etkileşim ve hayaller vardır; kişi çaresiz değildir. Ancak diğerinde yalnız kalan çaresiz bir kişi vardır. Neticede bir toplum, halkının umutlarını ve arkasında hissettiği toplumsal desteği kaybettiğinde değişimin karşısında duramaz. Ancak eğer ki bunlar sağlanırsa o toplum uzun yıllar egemenliğini sürdürebilecek ve değişimin karşısında durabilecektir. 


Ankarapolitik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Düşünmek özgürleştirir ise o zaman sende fikrini belirt.

Popüler

Ankarapolitik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin