Giriş
”21.yy’da dünyaya nasıl bir gözle bakmalıyız salt hukuk merkezli mi, yoksa politik merkezli mi ? Ya da her milletin kendi devleti için doğru olan görüş hangi merkezli olmalıdır ?”
Bir Türk olarak bize göre bu görüş Ankara merkezli olmalıdır. Peki sürekli dile getirilen bu görüş nedir ? İşte bu yazıda buna ilişkin bir değerlendirme de bulunacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun 100.yılından ileri doğru giderken ulus devletimiz Kurucu felsefenin öngördüğü seviyeye henüz ulaşamamıştır. Bu süreçte ulus devletimiz de ciddi zarar görmüştür. Kuruluşumuzda dış politikada benimsenen ‘’Yurtta Sulh Cihanda Sulh’’ ilkesinden 1950 yılı itibariyle bugüne doğru gelindiğinde tersi şekilde hareket ederek cumhuriyet mirasını hem yıkmakta hem de o oranda uzaklaşmıştır. Ve 100 yıllık süreçte elde ettiğimiz tüm kazanımlar (Yıkılan imparatorluktan tekrar topraklarımızı güvence altına aldığımız Lozan Anlaşması ile başlayan kazanım süreci, Montrö Anlaşması, savunma sanayinin hızlı ve önemli gelişim süreci ve diğer ülkelerdeki kazanımlarımız) malesef iç politikadaki kısır tartışmaların gölgesinde kalmaktadır.
Gelinen noktada ülkemiz içinde, Osmanlı döneminden beridir en büyük amaç olan bu coğrafyayı ‘’dünün sömürgesi bugünün daha demokratik ülkesi olma kisvesi’’ altında kısır bir tartışmaya itilmiş ve arka planında da bize karşı kuşatma senaryoları aynen devam ettirilmiştir. Ve bunu da yine bizim içimizden seçerek bizzat onlara yaptırıyorlar. Buna ek olarak dış politikada bize karşı Tarihsel gerçekliğinden kopuk şekilde dayatılan sözde istem, hak iddiaları vs. de yine dayatılmaktadır. Dün bu kuşatma Millî Mücadeleyle bertraf edildi ancak bugün bu kuşatmadan vazgeçilmiş değildir aksine tüm süratiyle hırslı bir şekilde hareket ederek dış cephede ülkemizi kuşatma altına almaya çalışmaktadırlar. Son yıllarda özellikle hayatın her alanında Devlet teamülleri ve çerçevede hareket etmek reddi miras edilmiştir.
Bu nedenle bu kuşatmayla mücadele etmek için tüm vatandaşlarımızı yönlendirebilecek ve ülkemizde iç politikadaki tartışmalar bir kenara bırakılarak oluşturulan milli dış politika doktrini benimsenmelidir. Ancak bu politika iç politikadan keskin şekilde ayrılacak kadar bağımsız değildir. Sadece iç politikadan farklı olarak bir doktrine bağlı kılınacak ve bu çerçevede hareket edilecektir. Bu politika oluşturulurken öncelikle ana ilkeler tespit edilmeli ve politika bu ilkeler üzerine inşa edilmelidir. Ve ne olursa olsun benimsenen ilkelerden ödün verilmemelidir.
1.Milli Dış Politikada Benimsenmesi Gereken İlkeler;
21.yy’da Türk Devletinin dış politikada hem tarihsel hem de içinde bulunduğumuz coğrafyanın meydana getirdiği çeşitli ve karmaşık sorunları bulunmaktadır. Son yıllarda bunları çözmek adına pek çok adım atılmıştır. Özellikle Diplomasi Forumlarının düzenlenmesi, arabuluculuk ve dostça girişimlerde bulunması, Balkan ülkeleri ile ilişkilerin arttırılması, Afrika-Asya ülkelerine olan yaklaşımımız, Arap ülkeleriyle tekrar kurulan iletişim, Türk Devletleri ile ilişkilerimizin her alana yayılarak geliştirilmesi ve Kıbrıs konusundaki baskılara direniş ve iki devletli çözümün savunulması Türk Dış politikasının farklı bir yöne evrildiğini gözler önüne sermektedir. Ancak dış politikada yine de bulunduğumuz coğrafya, tarihsel sorumluluğumuz ve içinde bulunduğumuz kuşatmaya karşı daha ‘’görünürde temkinli ancak esasında saldırgan’’ bir politika benimsenmesi gerektiği görülmektedir. Bu çerçevede öncelikle hareket edeceğimiz yol haritası için bir ilkeler sistematiği oluşturmak gereklidir. Daha sonra belirlediğimiz bu ilkeler çerçevesinde adım adım planlarımızı yapıp her kıtayı bölge; bölgeyi de ülkeler bağlamında ele almak gerekir.
İlkelerimiz;
1.İlke; ”Türkiye Cumhuriyeti Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” (Ay. m.3) Ülkemiz Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir ve yegâne de öyle kalacaktır. Osmanlı Devleti’nin özellikle son 3-4. yüzyılında sert bir şekilde ilerleyen yıkım süreci aydınları pek çok fikir arayışına itmiştir. Özellikle bu süreç 1.Dünya Savaşından önce İttihat ve Terakki Partisinin kuruluşunda ve yükselmesinde etkili olmuş. İttihat ve Terakki özellikle devleti tekrar her alanda bağımsızlığa kavuşturmak için çareler aramış ve önlemler almış. Ancak devletin üzerindeki kapitülasyonlardan ve diğer ayrılacaklarından vazgeçmek istemeyen emperyal devletler buna şiddetle karşı çıkmış ve sonuçta arayış içindeki Devleti ittifak bloguna yönlendirmiştir. Bu süre içinde Almanya’yla yapılan görüşmeler sonucunda Devlet 1. Dünya savaşına girmiş ve girmeden kısa bir süre önce tek taraflı olarak ayrıcalıkların kaldırıldığını ilan etmiştir.3 Fakat bu karşı çıkış yüzyılların hesaplaşmasını sona erdirmemiştir, savaş sonucunda yenilmiş ve ciddi yıkıma uğramış. Yine de bu çaba takdirle karşılanmalıdır çünkü daha önce karşı çıkışlar olsa dahi tabana yayılamamış ve kısa süreli olmuştur Ancak bu yıllarca süren yabancı işgaline karşı Türk halkının bir başkaldırısının ilk sistemli tepkisel hareketidir. Bu hareketin esas hesaplaşması ise Atatürk önderliğinde başlatılan Millî Mücadelenin kazanılmasıyla bu bertaraf edilmiştir. Ve Türk Devleti bağımsızlığını sağlamıştır.
2.İlke; ”Türk Devleti içindeki herkes Türk vatandaşıdır. Ve eşit haklara sahiptirler.” (Ay. M.10 ve 66)
Günümüzde insan haklarını belli uluslararası örgütler ve devletler kendi karanlık geçmişlerine bir kılıf olarak kullanmak için kendi tekellerine almış ve bunu bir siyasi bir silah olarak kullanmaktadır. Oysaki geçici koruma statüsündeki kişiler, self determinasyon vb. gibi konular üzerinden bize insan hakkı ders verenler Afrika, Asya, Latin Amerika da yaptıklarını unutmaktadır. İnsan Hakları ve Türk Halkının geleceği siyasi kurumların kendi çıkarları doğrultusunda yaptıkları siyasi anlaşmalara konu yapılacak seviyede değildir. AİHS ve protokolleri başta olmak üzere pek çok anlaşmaya taraf, Yine Hukuk sistemimizde ilk derece mahk. kararına karşı BAM’a sonra AYM’ye sonra 4 ay içinde AİHM’e başvuru imkanı varken, Kamu denetçiliği veya Tihek gibi insan hakları ihlallerine karşı kurulmuş kurumlar varken ,Yasalarımız (Örneğin Türk Ceza Kanunu’nun özel hükümlerinin olduğu 76.vd Uluslararası Suçlar ile başlar) yine İnsan hakları çerçevesinde şekillenmesine rağmen hala insan hakları adı altında iç işlerimize karışılması şiddetle engellenmelidir.Her Türk vatandaşı eşit olduğu içinde TC’de buna karşı zarar veren ilişki ağları ortaya çıkarılmalı, yapılan ziyaretler ve yardımlar engellenmelidir. Ve bu politikayı salt belli kişi ve kurumlarla sınırlamayarak tüm dünyadaki Türk vatandaşlarına bir görev olarak yükleyerek nerede ve şartlar ne olursa olsun çıkarlarımızı savunacak bir sistem inşa etmek gerekir. Bunu da Dışişleri Bakanlığının veya CB’ye bağlı ya da bağımsız fark etmeksizin yüksek yetkilerle donatılmış bir Dış ilişkiler komisyonu öncülüğünde ilgili tüm bakanlıklarının en yetkili temsilcilerinin, akademisyenlerin vb. katılımıyla stratejiler ve politikalar oluşturulmalıdır.
3.İlke; ”Kişi ve kurumlar geçicidir.” Bu nedenle asıl olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve halkının milli çıkarlarıdır. Bu çerçevede politikamızı belirlerken en temelde ikili bir ayrım yaparak ele almalıyız. Öncelikle aramızdaki ilişkilerimizin iyi olduğu ülkelerle çıkarlarımız doğrultusunda ilişkilerimizi daha çok ve her boyuta yayarak genişletmeliyiz. Ancak ilişkilerimizin iyi olmadığı ülkelere ise tarihsel gerçeklik çerçevesinde aynen karşılık verilerek savunma politikası ele alınmalıdır. Ülkelerle ilişkilerimizde o ülkelerinde aktif hareket edeceği ve kazanımlar elde edeceği politikalar belirlenmeli ve ‘’win-win’’ politikası doğrultusunda hareket edilmelidir. Burada hareket ederken özellikle oradaki insanların sosyal yaşamını kendi vatandaşlarımıza yapacağımız yardımların dayanağı olan merkezi bütçenin dışında ayrı bir bütçe oluşturulup halihazırda TİKA vb. gibi kurumlar aracılığıyla yapılan faaliyetleri daha stratejik olarak destekleyip ardından oradaki sanayi ve altyapı Çin’in Modern İpekyolu Modeli gibi bizde ülkeler ve bölgeler ile ilgili ayrı ayrı programlar oluşturarak ve bu ülkelere her alanda yatırım ve iş birliği hukuksal ve siyasal zemini hazırlayarak sanayicilerimizi her türlü teşvik edilmelidir. Bu tür yatırımlarımızın hâlihazırda mevcut olduğu ülkelerdeyse yatırımlarımızı ve oradaki vatandaşlarımızı her türlü tehlikeye karşı garanti altına almalıyız. Bu ilkeyle ilgili son olarak gittiğimiz her ülkede bizim bizden önce gelen sözde insan hakları aşığı olup diğer ülkelere de bunu ihraç etmeye çalışan ülkeler gibi olmayıp o ülkeye yalnızca orayı kalkındırmak için gitmeliyiz. Bu çerçevede de bu yaptıklarımızı BM vs. gibi kuruluşlarda temsilcilerimizin yapacakları konuşmada da bu yapılanları karşılaştırarak konuşmalarında yer vermeli ve her fırsatta yaptıklarını kamuoyuna hatırlatmalıyız.
4.İlke; ”Kayıtsız şartsız mutlak ve aktif Mütekabiliyet.”
Türkiye Cumhuriyeti Türk Devletlerinin binlerce yıllık devlet geleneğine sahip sonuncusu ve en güçlüsü konumundadır. Ancak dışarıdan kuşatma altında olduğu ortadadır. Türkiye de bildiğiniz üzere yabancı ülkeler gerek vakıfları gerek STK’ları ile kendi amaçları doğrultusunda ve %90 gibi iyimser bir oranda bizim aleyhimize faaliyet göstermektedir. Bu yapılara karşı aktif bir şekilde yerelde ve dışta önlemler alınması
başta lobi faaliyetlerimizde, güvenlik, saygınlık gibi konularda bizi daha saygın bir konuma getirecektir. Aksi takdirde bize 3.Dünya Ülkesiymiş muameleleri yapılmaya devam edecektir. Bu mücadele de şu gibi önlemler alınmalıdır;
1.Olarak, bu yapılara karşı önce hukuksal boyutla mücadele etmek için mevcut tüm yasalarımızı bu çerçevede yeniden ele almalıyız.
2.Olarak, Ülkemizde etnik-dinsel ayrılıkları derinleştirici faaliyetlerde bulunan, yardım alan içte ve dışta tüm kurum ve kuruluşlarda dahil her türlü oluşum kapatılmalıdır. Anayasamızı ve kamu kurumlarımızı yabancı ülkelerin faaliyetlerine karşı koruyacak otoriteler oluşturulması gereklidir. Devletin iç ilişkisinde kendine zarar verici faaliyetlerde bulunan kişilere karşı TCK ve Terörle Mücadele Kanunu aktif bir şekilde uygulanmalıdır.
3.Olarak, Ülkemizde bulunan yabancılar Türk vatandaşlarının ve diplomatlarımızın o ülkelerde sahip olduğu haklardan fazlasına asla sahip olamazlar. Bu çerçevede yabancı ülke diplomatlarının Türkiye’de faaliyetleri sıkı bir şekilde incelenmeli ve yapacakları ziyaret vs. gibi şeyler bakanlıktan alınacak izne tabi kılınmalıdır. Aksi takdirde ‘’non persona grata’’ilanı veyahut nota verilmelidir.
4.Olarak, Yabancı ülkelerin ülkemizdeki açık veya gizli yapılan her türlü faaliyetleri ülkemizde önce engellemeli ve ardından o ülkelerdeki görevlilerimiz bize yaptıkları uygulamalara karşı o ülkelerde benzer faaliyetlerde bulunmalıdır.
5.İlke; ”Türk Tarihi tek ve devamlıdır.” Tarihimiz Orta Asya’dan günümüze kadar uzanmakta ve devam da etmekte olan bir bütündür. Bu nedenle de Milli dil ve tarih doktrinleri oluşturulmalı ve ilan edilmelidir. Bu bağlamda Milli tarihimizdeki her türlü önemli gün ve en küçük köydeki işgalden kurtuluş günleri dahi tekrardan kutlanmaya başlanmalıdır. Ve Türk tarihinde ne kadar Türklere karşı mezalim varsa hepsi için Yas ilan edilmeli ve anılmalıdır.
6.İlke; ”Tarihimizde yapmadığımız halde bize mal edilen sözde gerçeklere karşı halihazırda kurulan enstitülere yenileri eklenmeli ve bunları lisans ve lisansüstü öğrencileri ülkemizdeki bilime katkı sağlamları için ihtiyacımız olan konularda teşvik etmeliyiz.” Komisyonlar ve STK’lar kurarak karşı faaliyette bulunulmalıdır.
7.İlke; ”Her ne kadar dış politikadan bağımsız olarak görülse de eğitimde de ülkemizdeki tüm eğitim süreci devletleştirilmeli ve yalnızca devlet tarafından hizmet sunulmalıdır.” Eğitimin tüm kademelerine yapılan mali destek arttırılmalı ve okulların kalitesi arttırılmalıdır. Ardından yurt dışı Böylece ülkemizde yükselecek olan milli bilinç ile yönlendirilmeleri zorlanacak.
Sonuç
Ülkemizin kuruluşunun 100.yılından ileriye, çeşitli sorunlarda beraberinde gelmektedir. Halihazırda Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kafkaslar, Orta Asya, Afrika, Avrupa özellikle Doğu Avrupa, Ortadoğu, Asya da ve kısmen Latin Amerika’da faaliyetlerimiz sürmektedir. Kiminde süreç bize olumlu kazanımlar kimindeyse olumsuz sonuçları mevcuttur. Ancak biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak olumlu kazanımlarımıza yenilerine eklemek için devam etmeli ve olumsuzluklar içinse tersine hareket ederek politika geliştirmeli ve hareket etmeliyiz. ‘’Gittiğimiz yolun sonuçtan daha önemli’’ olduğu şu dönemde daha önce denenip başarılı olunmuş politikalara dönüş ve onun günümüze uygun ele alınıp sistematikleşmesi her Türk vatandaşının temennisidir. Cumhuriyetimiz son 100 yılda pek çok konuda ilerleme göstermiş olmasına rağmen sorunlarımızda o oranda artmıştır. Tarihsel bağlamda sorunlarımızın kaynağını en basit şekilde belirleyip çözümüne ulaşmak ve ülkemizi yeniden kuruluş felsefesine döndürmek ve o limana yaklaştırmak konusunda sorumluluğumuz göz ardı edilemeyecek derecededir. Sonuç olarak, Dünyada ülkelerin diğer ülkeler ve kurumlarla mevcut tüm ilişkilerini yeniden ele aldığı şu dönemde bizim de tekrar çağının hızını yakalayan, gerçekçi, mütekabiliyet esaslı, önce ülke ve vatandaşının ihtiyaçlarını karşılayan ilklere çerçevesinde inşa edilen dış politika doktrini oluşturulması hem kişisel hareketlerden korur hem de devletimize her alana yayılı kazanımlar sağlayacaktır.
Son olarak, tüm dünyada özellikle pandemi bir gerçeği gözler önüne serdi. Halkların ihtiyacı olan ve istedikleri Sosyal bir ulus devletleri liberalizm karşısında önem kazanmaktadır. Bize bakacak olursak, Ulus devletimiz iç ve dış her türlü yıkım tehdidine karşı ulus devletine ve ulusal kadrolara olan ihtiyaç her zamankinden daha büyüktür. Ulusal kaynaklar ancak ulus devleti güçlüyse yani siyasi iktidar mutlak bir şekilde sınırlandırılır ve denetlenebilirse halk yararlanabilir, aksi takdirde vahşi kapitalizm tüm dünyada olduğu gibi ülkeleri birer birer yağmalamaya devam edecektir. Bu çerçevede ulus devletleri ve bu doğrultuda hazırlanan millî dış politika doktrinleri oluşturma çabaları ilerleyen yıllarda ülkeler nezdinde artacaktır.
Kaynakça;
https://www.mfa.gov.tr/site_media/html/2023-yilina-girerken-girisimci-ve-insani-dis-politikamiz.pdf
Türkiye´nin Uluslararası Acil İnsani Yardımları / T.C. Dışişleri Bakanlığı (mfa.gov.tr)
İnsan Hakları / T.C. Dışişleri Bakanlığı (mfa.gov.tr)
Yeniden Asya Girişimi / T.C. Dışişleri Bakanlığı (mfa.gov.tr)
Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk
Prof.Dr. Oktay Sinanaoglu, Bye Bye Türkçe
Doç. Dr. Necip Hablemitoglu, Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki ülke Türkiye
Doç. Dr. Necip Hablemitoglu, Alman Vakıfları ve Bergama Altın Madeni Dosyası
Prof. Dr. Erol Manisalı, Bıçak Kıyısındaki Ülke Türkiye
Prof. Dr. Bernard Lewis, Hata Neredeydi?
Prof. Dr. Ümit Özdağ, Kaçınılmaz Çöküş
Prof. Stanford Jay Shaw, The Ottoman Empire in World War I,





Düşünmek özgürleştirir ise o zaman sende fikrini belirt.